Mikail POLAT


VEFALI BİR İNSAN OLMANIN ÖNEMİ

Vefa; sözünde durmak, sözünün gereğini yerine getirmek, borcu ödemek, dostluk ve sevginin gerektirdiği davranışlarda devamlı olmak anlamlarına gelmektedir.


Vefa; sözünde durmak, sözünün gereğini yerine getirmek, borcu ödemek, dostluk ve sevginin gerektirdiği davranışlarda devamlı olmak anlamlarına gelmektedir. Böyle insanlara vefakâr denilir. Vefalı olmak, her insanda bulunması gereken en güzel ve en erdemli meziyetlerden biridir.

Vefanın zıddı; vefasızlıktır yani, nankörlük ve yapılan iyilikleri unutmaktır. Aynı zamanda vefasızlık bir şeyi yapmaya söz verdiği halde sözünde durmamaktır.

Allah insanı, iman ve amel noktasından sözünü tutacak fıtratta yaratmıştır.

Vefasızlık fıtrata ters düşmektir.  “Ahde vefa gösterin, doğrusu verilen ahidde sorumluluk vardır.” (İsrâ Suresi, Ayet, 34)

Arkadaşlıkların, dostlukların hatta evliliklerin bile basit menfaatler üzerine kurulduğu günümüz dünyasında vefalı olmak gerçekten çok daha önemli olsa gerektir.

Vefakârlık asil insanların özelliğidir. Mevlana Celaleddin Rûmi “Vefa nedir, bilir misin?” Sorusuna, vefayı bütün yönleriyle özetleyen şu cevapları vermektedir:

 “Arayan sen ol, bulan sen, Tanıyan sen ol, kucaklayan yine sen.

Kula vefası olmayanın Hakk’a vefası olmaz..! Mevlana

 

Yusuf Has Hacib de Kutadgu Bilig isimli eserinde: “Vefaya karşı vefa göstermek insanlık görevidir; vefakârlık et insan ol ve adını yükselt” (Kutadgu Bilig, s. 413, beyit no: 2040.)

Vefanın iki türünden söz edebiliriz. Bunlardan biri insanlara karşı bir vazife olarak yapmamız gereken vefa.

Diğeri de Allah’a karşı bir vazife ve borç olarak gerçekleştirmemiz gereken vefadır. Böylesi üstün fazilet ve değere sahip olanlara vefalı kimse veya vefakâr denir.

En büyük vefa ve vefakârlık, insanın Yaratan’ını tanıması, O’na iman etmesi, O’na karşı olan kulluk vazifesini yerine getirmesi ve verdiği nimetlerin kıymetini bilmesi, şükrünü eda etmesidir.

İnsanın dünyaya geliş amacı, verdiği sözün sadakatinde yatmaktadır. Bu aynı zamanda hayatımızın ve yaratılışımızın da esas gayesidir.

Rabbine karşı vefakâr olan, O’nun kullarına karşı da kadirşinas ve vefakâr olur. Bu sebeple annemize, babamıza, eş ve dostumuza, akraba ve yakınlarımıza karşı gösterdiğimiz her türlü vefasızlık ve kadir-kıymet bilmezlik, Allah’a karşı olan vefa duygusuna zarar verir.

Peygamberimizden Vefa Örnekleri: Hz. Peygamber (s.a.v.) üzerinde emeği olan hiç kimseyi unutmamış, hayatı boyunca onlara hep vefa göstermiştir.

Her konuda bize örnek olan Hz. Peygamber (s.a.v) vefa konusunda da en güzel örneğimizdir. Hayatında tek bir vefasızlık örneği yoktur. Olsaydı zaten inandırıcılığı kaybolurdu. Ders olması açısından onun örnek hayatından bir vefa örneği aktaralım:

Mescid-i Nebevî’nin temizliği ile meşgul olan bir zenci vardı. Hz. Peygamber onu göremeyince merak edip onun nerede olduğunu sordu. Öldüğünü söylediler. Bunun üzerine Resulullah: “Bana niçin haber vermediniz?” buyurdu. Kendisine kabrinin gösterilmesini istedi ve o zencinin kabrine gidip tekrar cenaze namazı kıldı ve ona dua etti (Buhari, Cenâiz: 67).

Hz. Peygamber (s.a.v.), değerleri uğruna canıyla, malıyla savaşan, şehit düşen ashabına da vefakâr davranmış, onları hiçbir zaman unutmamış ve gönlünden çıkarmamıştı.

Çok vefasızmışsın! Bu cümleyi hiçbir arkadaşımızın, dostumuzun bize söylemesini istemeyiz ve hoşlanmayız. Biz de sevdiklerimize böyle bir cümle kullanmak istemeyiz.

En çok hasret kaldığımız değerlerimizden birisi vefakârlık. Şöyle etrafımıza bir bakalım. Karşılık beklemeden kaç kişiyi arayıp hâl ve hatırını soruyoruz. Ya da kaç kişi bizi sadece “vefa” gösterdiği için arayıp soruyor.

Satırlarımı halkımız arasında vefayı en güzel bir şekilde özetleyen bir güzel sözle bitirmek istiyorum. “Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır.”