Kerim ALKAN


MERHAMETİ KUŞANMAK

Merhamet, esirgemek ve şefkat etmektir; acımak ve insaflı davranmaktır; kalp inceliği ve gönül yumuşaklığıdır.


Merhamet, esirgemek ve şefkat etmektir; acımak ve insaflı davranmaktır; kalp inceliği ve gönül yumuşaklığıdır. Merhamet, Allah’ın Rahmân isminin bir yansımasıdır. Merhamet, imanımızın dışa yansımasındaki en büyük hasletlerden biridir. Cenab-ı Hakk Kur’an-ı Kerim’inde bize kendisini en çok “Rahman” ve “Rahim” isimleri ile tanıtır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)’i ise Rahim ve Rauf (merhamet ve şefkat abidesi) olarak takdim eder. Böylece Peygamber Efendimiz(s.a.v)’in örnekliğinde bizlerinde merhamet sahibi bireyler olmasını arzu etmiştir.

Esasında Allah diyen bir kalbin, merhametten yoksun olduğunu düşünmek imkansızdır. Nitekim merhametin; kalbi yumuşatan, kontrol edilemez öfkeden ve kinden muhafaza eden bir vasfı bulunmaktadır. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de: “Sen onlara sırf Allah’ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onların bağışlanmasını dile, iş hakkında onlara danış, karar verince de Allah’a güven, doğrusu Allah kendisine güvenenleri sever.” (Al-i İmran 3/159) buyurarak, merhametli ve affedici olmanın kişileri birbirine samimiyetle bağlayan ve üzerlerinde derin etkiler bırakan yapısına dikkat çekmiştir. Şüphesiz ki bu kişilerin başında merhamet kavramının kendisinde mücessem bulmuş, Alemlere Rahmet Peygamberimiz (s.a.v)’in yaşamış olduğu bir olayı aktarmak istiyorum. Hz. Peygamber (s.a.v)’in kızı Hz. Zeynep, oğlunun ağır bir şekilde hastalanması üzerine babasına, torununun çok hasta olduğunu, acilen gelmesini söyleyerek haber yollamıştı. Muhtemelen o sırada çok önemli işle meşgul olan Allah’ın Resulü ona selam gönderip, “Allah’ın aldığı ve verdiği her şey kendisine aittir. Her şey Allah katında takdir edilmiştir. Sen sabırlı ol ve mükafatını Allah’tan bekle.” diye tavsiyede bulunmuştu. Fakat bebeğin durumu ağırlaşınca, babasını yanında görmek isteyen Hz. Zeynep, mutlaka gelmesini isteyerek bir daha haber göndermiş, Hz. Peygamber (s.a.v)’de kızını kırmayarak beraberindekilerle birlikte onun evine gitmişti. Can çekişmekte olan çocuğu şefkat ve merhametle kucağına alan Efendimiz (s.a.v),gözyaşı dökmeye başlamıştı. Yanındaki arkadaşlarından Sa’d b. Ubade, “Bu gözyaşı da nedir ya Rasulallah?” diyerek hayretini gizleyememişti. Bunun üzerine Rahmet Peygamberi, “Bu gözyaşı, Allah’ın dilediği kullarının kalplerine yerleştirdiği bir rahmettir. Allah, kullarından sadece merhametli olanlara merhamet eder.” (Buhari, Merda ,9) buyurmuştu.

İşte, Kur’an ahlakıyla bezenen ve Kur’an’ın Üsve-i Hasene diye vasfettiği Resulullah’ın örnekliğini kendi tavır ve davranışlarında uygulamayı şiar edinen müminler merhametli olmalıdırlar. Merhameti bütüncül şekilde kavramak, hiçbir çıkar gözetmeksizin ve kişi bazlı değil, bilakis; sırf Allah’ın rızası ve imanın gereği olarak görülüp halis bir niyetle amel edilirse bir anlamı olur. Bizler davranışlarımızda başta kendimize karşı merhametli olmakla başlayarak; ailemize, komşumuza, insanlara ve hayvanata hatta bitkilere dahi zulmetmekten, haksızlık etmekten kaçınıp merhamet üzere davranmayı sufiyane tabirle Yunus Emre’nin dediği gibi “Yaratılanı hoş gör, Yaratandan ötürü” şiarını düstur edinmemiz gerekmektedir. Gayesi Allah’a yaklaşmak, cennetine ve cemaline mazhar olmak isteyenin yolu, merhamet ve şefkat sahibi olmaktan geçtiğini bilmelidir.

Unutmayalım ki, hem dünyada hem de ahirette hayırla anılmamıza vesile olacak ve Allah’ın rızasını celbedecek olan merhametin ne kadar iman ve amellerimize yansıması olursa, işte o kadar hayatımız anlam kazanacaktır.